search instagram arrow-down

Zaman-the Time-Le temps-El tiempo

Zamanın geçişi yanılsamadır. Yeryüzünde hiçbir alan, mahal, hiç kimse tarafından sahiplenilmez; sahiplenilemez. Ölüm değildir buna sebep. O alan, o mahal, Tarih’in bittiğini anladığımız bir dönemde fark ettiğimiz üzere, kendi kendinin sahibidir; Zaman’ın tüm sözde süreci boyunca. O alanın, o mahalin üç boyutlu içerikleri, zamana göre değiştiği zannedilen tüm boyutları ile, yaşananın, alımlananın, belleğin, bilginin ve aşkınlığın kesişiminde Barok dünyalardır. Barok dünyalar, zamanın içinde bir yerlerde kalan Özne’nin yaşadığına ve yaşanmış olduğuna inandığına, yaşayacağını zannettiğine, ya da halen yaşadığı veya yaşadığını zannettiğine karşı  duyduğu Arzu ile oluşur. Bu dünyalar bizlere verilmiştir. Bizim bu dünyalara katkımız yoktur. Bir akıntıda sürüklenirken içine çekiliverdiğimiz deniz dibi kuyularıdır Barok dünyalar; ya da Barok Kuyu’lar.Zaman içinde yaşayan, yaşadığını düşünen her varlık zaten hayatını yaşamıştır; aslında çoktan bitmiştir her şey. Bir yerlerde, bir zamanda doğmuş ve ölmüştür. O sadece başı sonu belli bir oluşun içinden geçmektedir. Hissetm ektedir. Acı duyar, neşe duyar; sevinir; üzülür; çıkamaz kalbinin karanlığından, ya da içindeki sevinç coşkuya dönüşür; sanki Dünya bir daha yaratılmış, bir daha “başlamış” gibidir. Hatta Dünya henüz başlamıştır…Çünkü…

Çünkü kendi bedeni de, ruhu da ona ait değildir. Tarih ve Zaman durağan dilimlerdir. Sonsuz dilimler. Öylesine basit bir kavramdan bahsetmiyorum, içi kolay doldurulabilen popüler bir olgudan bahsetmiyorum. Olası geçmişler, olası gelecekler; ve bazen, tam burada, şu anda…Olası An’lar. Başka, başka…Varlık o dilimlerin içinden geçer; ve anlar…Anladığında hayal etmeğe başlar; olmayanı değil, gerçeklerin hamurundan yapılmış ve arzunun fırınında pişmiş hayaller…O hayallerle açar Barok alemlerin kapılarını… Bulduğu haz, varoluşun katma değeridir.

Buralarda bir yerlerdesin; sessiz bir sokakta yürüyorsun.

Belki evindesin…

Belki yalnızsın…

Belki başkaları ile berabersin…

Ama belki, hani şu duvardaki ilanda gördüğün acı dolu yüzü kurtarmak için çaba gösterdiğin bir savaş meydanındasın. Belki aslında bu mahalle çoktan ortadan kalkmıştır; ve belki de sen çoktan geçen yılların ikiye büktüğü bir insansın; dünkü çocuklara bakıyor ve yavaşlayan fikrinin, dimağının keyfini çıkartırcasına uyukluyorsun bir köşede…

Belki de aslında Karanlık nedir biliyorsun; ve yeniden akan Işık çoktan beridir yakın dostun…

Çok yüz var her yerde; her yerde suretler akıyor…

Belki de biz buyuz Maximilian; mezarını arıyan ruhlarız…

Özür dilerim; bu başka bir mektubun konusuydu…

Bir Cevap Yazın
Your email address will not be published. Required fields are marked *

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: