CI

Ci bir kısaltma. İstanbul’da kurulan çağdaş sanat fuarının İngilizce isminin kısaltması. Bilmem tesadüflerin tesadüf olduğuna inanır mısınız? Ben inanmam; ama inanmayı seçerim (yoksa huzur gerçek bir lüks oldurdu; onca diğer iblisliğin yanına bir de bu kadercilik eklenirdi). Fuar alanına ilk girdiğimde dikkatimi çeken ilk yapıtlardı Sun Tai Yoo’nun resimleri. Büyük boyutlarda Pop’un xth kuşağı torunları, dijital teknoloji ve mekanik enstalasyonların birleşimi ve her türden karanlık cinsel tabuyu kaşıyıp kibar burjuvanın kararınca ve kibarca baskıladığı diğer örneklerin yanında çok mütevazi idi.

Yoo’nun 3 tuali vardı. Anlaşılageldiği üzere bu yapıtların özellikleri onun sanatı adına bazı genellemeleri meşru kılıyordu. Bir tualde dama motifli zemin kaplaması olan bir mahalin duvarlarında pitoresk peyzaj resimleri betimlenmişti; ama bir kapı gerçek bir peyzaja açılıyordu. Bir diğerinde ise bu kapılardan başka bir dolap içinde bir kaya parçası, elma ve yaylı çalgıların kasalarına açılan motifli deliklerin nesneleşmiş hali asılıydı; tıpkı ceketlerin asılması gibi. Bir diğerinde ise ışığın süzüldüğü bir cam kubbe ile aydınlanan barok bir merdiven mahali belirliyordu.

Her mahalde havada yüzen bir gramofon, açık bir kitap,bir saat,bir şövalye, hatta bir ağaç, bazen kapıların açıldığı peyzajda, bazen de ölçeği değişmeden minyatür bir şekilde bu mahallerde elinde bisikletle duran homonculus’lar görülüyordu. Yapıtların isimleri ise ağırlıklı olarak “kelimeler” adını taşıyordu.

Böyle bir organizasyonda, hele hele günümüzde, Barok bir çağda, insan eski ekollere ve üstadlara dair çok şey görür. Lichtenstein, Richter (hatta Richter’in bir yapıtının da yer aldığı bir sergi organizasyonunda) veya Hooper’ın hayaletlerini görmek şaşırtıcı mıdır? Değil herhalde. Yaşamın kendisine yönelerek ortaya çıkan bir aşkınlığa yönelerek başka bir aşkınlığın başka bir yapıta dönüşmesi sık rastlanır bu çağda.

Yoo’nun Magritte’i getirdiğini söylemek çok mu abartıydı. Hayır… Aklımdaki 1960 tarihli “Icarus’un Çocukluğu” idi. Magritte modern sanatın tarihçesinde çok popülerdir. Hoş, tatminkar olmalı Magritte hakkında yazmak; çünkü Gerçeküstücülük çok tanımsız ve çok geniş bir üretim alanı değil midir? Bu genişlikten sonra bahsedebilirim.

icarus

Şimdilik iki makaleden bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisi Alexander Gorlin’in. Le Corbusier’nin yapıtlarında ortaya çıkan Gerçeküstücüğü, Magritte’in yapıtlarından da faydalanarak ortaya çıkarmakla ilgili. Bir diğeri ise Magritte ve Michalengelo Antonioni’nin yapıtlarında kimlik sorunu üzerine. Bu iki makale de kendi içinde hayli sorunlu aslında (aydınlatıcı olmaları, savlarının reddedilemezliği ve ilham verici nitelikleri, başka bir deyişle okuyucuları şanslı kılan özellikleri bunun dışında tabii). Zira Le Corbusier modern mimarlığın fetiş isimlerinden  birisi; Antonioni ise bir film yönetmeni; Magritte ise bu üreten isimlerin yapıtlarında paralellikler ve kesişimler tespit edilen bir ressam.

 

Reklamlar

Yayınlayan

Aydın Hasan Polatkan

Retired architect; dismissed academician; reader and writer on the concept of "Baroque in 21st century"....

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s