search instagram arrow-down

AIX-en-PROVENCE

Garip olan şu: Ata Morello’nun, bundan yaklaşık 30 yıl önce, 1 hafta süresince ortadan kaybolduğuna ilişkin hemen hiç kimse bir şeyler kaleme almamış. Bu olayı hatırlayacak pek çok kişi vardır aramızda. Ben de dahil olmak üzere, aramızdan birkaçının mezarlığın eteklerine kurulduğu tepede yaşadığı klübeye gittiğimizi ve içeri girmek için kapıyı kırmaya karar verdiğimiz sırada pencereye yapıştırılmış olan kağıdı fark ettiğimizi çok iyi hatırlıyorum; ayrıca, Fransız burjuva eğitiminin olmazsa olmazlarından olan calligraphie eğitimi almışçasına özenli ve usluplu bir grafikle kaleme alınmış notu gördüğümüzü ve bir an için şaşkınlıkla birbirimize baktığımızı nasıl unutabilirim ki?

Notta yazan metni çözebilmek için, mezarlığı yürüyerek sahilyoluna inmemiz ve eski dükkanında neşeyle türkü söyleyen fotoğrafçıyı ikna ederek tekrar tepeye tırmanmamız gerekmişti. Fotoğrafçı penceredeki notu görünce gülümsemiş ve flaş kullanmadan (çünkü camdan yansıyacak parıltının fotoğrafı bozarak notu okunmaz kılacağından endişe ediyordu) birkaç defa deklanşörüne basmıştı. Fotoğrafları büyük boyutlarda bastıktan sonra, gece vakti balıkçının oğlu ile, 200 metre ötedeki likör fabrikasının rıhtımında beklediğimiz yere haber göndermişti. Soluk bir ışıkla, berrak bir sonbahar akşamında, kış buğusuyla dolu gibi duran dükkanında duvara iliştirdiği fotoğrafa baktığımızda, olasılıkla yazıyı okuyunca cahillere özgü boş bakışlara da, eğitimli adamlara özgü kaş hareketlerine de sahip olmadığımızdan fotoğrafçı söze başlamıştı:

“Bu Latince” dedi. “İyiliğin suretini, Paris’e duyulan özlemle beraber bulacağım bir yer arıyorum” diye yazıyı bizim dilimize çevirdi. Sonra elimize eski bir kart tutuşturdu. Kartta “Hugo Ely” diye bir isim vardı. “O zamanlar-diye söze başladı-bana fotoğraf çekmeyi öğreten adam buydu…Cebelitarık’tan yola çıktık; ve eski bir balıkçı takasıyla İspanya kıyılarının tümü boyunca kuzeye doğru yol aldık. Lakin, bir gece fırtına teknemizi kayalara vurdu; bizi Cadaqués’in Americano’ları kurtardı. Bir süre onlardan birinin evinde kaldım. Hugo ile o şehirde karşılaştım. Şehrin fotoğraflarını çekiyordu. Fransızca dışında bildiğim yabancı bir lisan yoktu; ve onunla karşılaşmak bir şanstı. Boğaz tokluğuna onun yanında çalıştım-tabii, savaş vardı; hiç kimsede para yoktu; bazı yerlerde de paran olsa bile bir şeyler satın alamazdın…Her neyse…Beraber sınırı geçtik ve kah kamyonlar, kah ata arabaları ile Aix’e kadar gittik. Bana Provence’ın taşralı zenginlerinin Paris özleminden o bahsetmişti. Bir de Pier Giorgio diye bir İtalyanla tanıştırdı. Çok iyi bir insandı.  Şehrin etrafındaki köyleri gezer, fakir insanlara yardımcı olmaya çalışırdı. Bir sene sonra, İstanbul’a dönünce Hugo’dan bir mektup aldım. Yazık ki, Pier ölmüş; çocuk felcinden mustaripmiş…Yardım etmeye çalıştığı fakir ailelerin birisinden kapmış…Ya da Hugo’nun fikriydi bu…Her neyse…Oraya gitmelisiniz. Ya da, o tuhaf arkadaşınız oraya gitmiş olmalı. Yani Aix-en-Provence’a…”mg_1750_2pophotomg_1848_2pophotomg_1853_2pophotomg_1944_2pophoto

Bir Cevap Yazın
Your email address will not be published. Required fields are marked *

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: