Cesur Yeni Barok Dünya üzerine notlar #7: Kubrick ve Deleuze

Kubrick ve Deleuze…

Eğer Sinema’da Modernlik’ten bahsedeceksek (Peter Greenaway’in söylemini hatırlayarak[1]), edebi hikayelerden, masallardan, senaryonun zamansal açıdan ardzamanlı, belirleyici hükmünden kurtulmamız ve işitesel-görsel araçlara yüklenmemiz gereklidir. Kanımca Kubrick senaryoları ruhbilimsel, felsefi, toplumbilimsel bir temanın görsel-işitsel şifresinin çözülmesi kullanılabilecek akılcı ve zihinsel yapılar olagelmiştir ; öyle bir şifre ki, popüler, güncel, fütürist, distopik veya tarihsel yazılıma sahip olabilir. Lolita, A Clockwork Orange, The Shining gibi edebi uyarlamalardan bahsetsek bile, senaryo bu görsel-işitsel şifre olmadan bir işe yaramaz görünüyor.

İşte bu sebeple, Kubrick sineması bana hep çağdaş sanatın avangardının uzak bir akrabası olarak modern göründü. Kubrick senaryolarının özü nedir ? Viet-nam savaş ve trajedisi ? Orman savaşçılarının kafalarına zerk edilmiş delilik ?  Yaratılışın ve varoluşun gösterenleri ? Nükleer savaş ve silahların çılgınlığı ? Full Metal Jacket, 2001 Space Odyssey, Dr.Strangelove, vs…Belki de Kubrick’in her yapıtını bir bütünsellik olarak görmek gerekir ; öyle ki, her film, bir hikaye veya bir gösteri izlemekten öte bir etkiye maruz kalmış bir seyirci kitlesi yaratmıştır. Ailesine her zaman güç ve güçlü insanlardan uzak durmayı öğütleyen Kubrick de sektörü kontrol eden sermayeye uzak durmuş, 3’ü belgesel nitelikte olmak üzere, sadece 16 film üretmiştir. ; ki, ilk gişe başarısı olan Spartacus dahil olmak üzere, ve sonrasında, hayatının son 39 senesinde sadece 9 film çekmiştir.[2] Onunla ilgili yazılan makaleler ve yapılan söyleşilerde vugulandığı gibi, yapıtının hazırlık ve üretim sürecinde mükemmelliyetçiliği çok baskındır. Mirası geçici bir ün değil, sanatsal, entelektüel, ve kültürel bir birikimdir. Filmleri sadece birer sanat yapıtı değil, birçok nesil tarafından aşkınlık alanı haline gelen saplantılı ilgi alanları oluştumuştur.[3]

Kubrick her zaman cinselliğe odaklanmıştır. Lakin onun perdeye yansıttığında, Batı’lı çağdaş burjuvazinin erotik röntgenciliği veya teşhirciliğinin sınırlarının ötesinde karanlık bağlamlar söz konusudur: Çocuk istismarı, tecavüz, şiddet, toplu seks alemleri, seks tarikatlarının cinayetleri. Gelgelelim eserlerinde bu doğrultuda gerçekçilik, erotizm ve sekse yönelik fetişizm açısından hiçbir şey görülmez. Hatta filmleri seksten uzak, soğuk ve mesafeli olarak nitelendirilmiştir.[1] Peki bu bizi şaşırtmalı mı?

Mükemmelliyetçi olmak hiç kuşkusuz gerçekçilik için bir irade sahibi olmaktır. Düşününüz ki, 2001 Space Odyssey’deki ince düz ekranlar, yerçekimsiz tuvalet talimatnamesi, Ay’ın topoğrafyası, Discovery gemisindek mimari ve mühendislik dehası (ki, bu nitelikleri bugün bile dünyadışı kolonilere ilişkin projeler açısından günceldir), Neil Armstrong Ay’a ayak basmadan önce ekranlara gelmiştir. A Clockwork Orange’ın cyberpunk tasarımını düşününüz… Kendimizi zamansal ve gizemli o içkinlikten nasıl koruyabiliriz ki, A.B.D.’nin en azından bir kez Rusya’yı nükleer bir silahla bombalamadığı, Pan American Havayolları’nın iflas etmediği veya Barry Lyndon isimli bir kişinin 200 yıl öncesinde yaşamadığına inanalım? Senaryoların tarihsel dönemleri işlediği The Paths of Glory ve Barry Lyndon gibi örneklerde bile, detaylar konusunda her aşamada gösterilen tutkulu hassasiyet (yapım tasarımı, 18.yy’ın sahnelenmesinde hiç suni aydınlatmanın kullanılmaması) her yapıta özgü bütünsellikler yaratmamış mıdır? Bütünsellikler, ya da Liebniz’ci bir dille Monad’lar. Başka bir deyişle Kubrick öznel dünyaların içinde Kartezyen ikilemi (düalizmi, fiziksel ve tinsel dünyanın ayrımı) sarsmakta, barok kuyular yaratabilmektedir. Bir barok kuyu yaratıcısı, Hollywood sinemasındaki gibi popüler röntgenciliğe ve teşhir talebine göre sahneyi kuran bir adam değildir; tam aksine, çalışma alanı mekan ve zamanda ardzamanlılık ve eşzamanlılığı beraber ele alan bir perspektivcidir. Bu yüzden Kubrick’in sinemasına tutkun herkes için filmleri, Kartezyen düalizmin içinde dağıldığı ve günlük yaşam kadar hakiki monad-dünyalar yaratır[2]. Bu sinemanın bu boyutuna ileride yeniden değineceğimi umuyorum.

Kubrick’in hiçbir zaman gerçekleştirmediği bir projesi vardı: Aryan Papers. Bu proje, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlığında, Alman bir subaya aşık olup, kendisi ve kızkardeşi için ek kurtuluş umudu olan Aryan Belgeleri elde etmeye çalışan Polonya Yahudi’si bir kadının etrafındaki mekansal örüntüyü konu alır[3]. Kubrick’in filmleri için bugün Stanley Kubrick Arşivi olarak bilinen, birçok film set konumuna, aktörlere, aktrislere ait foroğraflar, kostüm çalışmaları, tarihsel yüzlerce fotoğraf ve nesne, sayfalarca not, söyleşiler, araştırmalardan oluşan çalışmalarının olduğu bilinmektedir. Kubrick Polonyalı kadın Tania rolü için Hollanda’lı aktris Johanne der Steege’de karar kılmıştır. Der Steege bir röportajında Kubrick ile 2 güm çalıştıklarını, sonrasında Kubrick’in ona bir zaman çizelgesi verdiğini söylemiştir. Lakin, 8 ay sonra Kubrick projeyi iptal ettiğini bildirir[1]. Kubrick gişe getirisi yönünden Full Metal Jacket’ı ile Oliver Stone’un Platoon’una yenilmiştir; 1994 yılında premier’i yapılan Spielberg’in Schindler’s List’ine de bu yapıtı ile yenilmek istememektedir. Yaklaşık 15 yıl sonra İngiliz sanatçılar Jane ve Louise Wilson Kubrick’in Aryan Papers ile ilgili arşivinde 2 gün geçirirler; ve enstalasyonları Unfolding Aryan PapersAryan Papers’ın Katını Açmak’ı üretirler[2].Yapıt, 2009 yılında Londra BFI (Britanya Film Enstitüsü)’nde seyirci ile buluşmuştur.

Wilson kardeşlerin yapıtının adının Deleuze’ün Liebniz üzerinden oluşturduğu sözlüğüne ait olması şaşırtıcı değildir. Katlanmış olanın açılması (Unfolding İng.-Dépliage Fr.) Aryan Papers gizeminin açıklığa kavuşturulmasına işaret eder gibidir. Gelgelelim, tam tersine bu açıklayıcı, belirlenimci bir çalışma değildir.Deleuze çok önce katlanmış olanın açılmasının katlamanın tersi olmadığını belirtmiştir. Bu edim bir gelişmeye, başka bir katlanışa doğru sürükeleyen fiziksel, mekansal bir oluşa işaret eder. Wilson kardeşler Kubrick arşivini sergilememişlerdir; aslen bir film çekmişlerdir[3]. Başka bir deyişle elimizde Kubrick’in onun dimağında oluşan monada denk gelen gerçekleşmemiş yapıtının bir türevi (matematisel türev anlayışı ile aynı anlamda) vardır; ki, arşiv nesneleri (foroğraflar, nesneler, vs, arşivlenmiş arşiv envanteri) konuya ilgi duyan özneler için bir mekanı oluşturan noktalardır.

Film şeklindeki enstalasyonları için Wilson’lar, 2009 yılında 48 yaşında olan Johanne der Steeg’i de bulurlar. Kubrick projeyi sonlandırdığında Der Steeg 32 yaşındadır. Wilson’lar onunla kısa çekimler yaparlar; ancak yüzü görünmez bu çekimlerde: Der Steege üzerinde 30’lu veya 40’lı yılların kıyafetleri ile merdivenleri çıkmaktadır; lambri kaplı, büyük bir masif ahşap masanın durduğu bir salonun bir tarafındaki pencereler dışarıdaki bir duvara bakmaktadır; Der Steege ise pencereye dönük oturmaktadır; genel olarak salonun durumu 30’lu yıllardan kalan bir binayı hatırlatmakta, bütün bunlara Der Steege’nin Kubrick’in çektiği fotoğrafları, çekim için uygun mahallerin fotoğrafları eklenmektedir. Film yaklaşık yarım saat sürmektedir. Fonda Der Steege kuzeyli aksanı ile konuşmaktadır (bu aksanı Kubrick çok sevmiştir). Filmin yapılmayacağını öğrendiğinde ne olduğunu anlatmaktadır; nasıl 2 gün yataktan çıkmadığını, nasıl bir hayal kırıklığı yaşadığını, Kubrick’in kapıldığı depresyonu…Der Steege ara sıra rolü Tania’nın ağzıyla da konuşmaktadır. Nasıl bir Alman subaya aşık olduğunu, onun diğerleri gibi Nazi olup olmadığını, kendi ve akrabaları için nasıl endişelendiğini…Wilson kardeşlerin filminin gösterimi birçok ekranda yapılmıştı. Filmi ayna simetrisinde oynatan ikili gruplar yanyana getirilmiş, bir duvar boyunca dizilmişlerdir. Bu hali ile gösteri bir aynalar salonunu hatırlatır.

Notlar:

[1] Peter Greenaway’in Milano’da, İl Palazzo Reale’de, aynı şehirdeki Santa Maria della Grazie Kilisesi’nde, Leonardo’nun Son Akşam Yemeği adlı yapıtı üzerine sahnelediği gösteriye gidebildiğim akşam, yağmur ve rüzgarla ıslanmış bir Nisan akşamıydı. İlk defa, Sinema’nın ontolojisi üzerine (ya da özellikle Hollywood sineması diyelim) eleştirel düşünceleri olan Greenaway’in bir gösterisini izliyordum. 2011 yılında bu düşünceleri onun ağzından dinleme fırsatı da buldum, ki, şöyle özetlenebilirler: Hollywood modern bir sinema üretmiyor; zira aşkınlığını bir öykü üzerinde kurguluyor. Hollywood’un ürettiği görsel bir edebiyattır. Sinema’nın başka araçları vardır. Bu sözleri İstanbul’da verdiği bir konferansta söylemişti. Greenaway’in Palazzo Reale’de gerçekleştirdiği enstalasyon Leonardo’nun yapıtını bir duvar üzerinde yeniden üretmek, resimdeki sahneyi, gerçek ölçekte masa, tabaklar, bardaklar, oturaklarla, insansız bir şekilde seyircilerin arasında sergilenebilecek şekilde, alçıdan dökmek suretiyle oluşturmaktı. Bu düzenleme ve resmi de ışık, lazer oyunları ve müzikle kurgulanmış bir atmosferin nesnesi haline getirmişti.

[2] Ronson, J.,”After Stanley Kubrick” (18 August 2010), an interview of his wife Christiane Kubrick in The Guardian; URL: https://www.theguardian.com/film/2010/aug/18/stanley-kubrick-christiane

[3] Fransız ordusunda yaşanmış bir hikayeyi konu alan The Paths of Glory’nin çevriminden sonra 15 yıl Fransa’da yasaklı olması, A Clockwork Orange’ın 2000’li yıllara dek İngiltere’de ekranlara gelememesi olumsuz örneklerdir elbette; lakin aynı zamanda yapıtların gücünü göstermez mi? 2009 yılında İngiliz Punchdrunk Theater Company adlı topluluğun premier’ini yaptığı Sleep No More adlı  avangard yapım için 2011 yılında yazılan bir eleştiride, bir Kubrick filminde gerçek anlamda yaşamaktan, hastalıklı bir sine-masal fantezi dünyasında bulunmaktan söz edilir. Kubrick’in Eyes Wide Shut’ı 1999 tarihlidir. Sleep No More’da ise, birkaç katlı bir Caz Çağı otelinde, çok farklı konumlarda oyuncular konuşmadan bir Macbeth düzenlemesi sergilerler; Venedik modeli Barok maskeler takan seyirciler ise bu mekanlarda 3 saat boyunca oyun-yaşamın içinde, ancak sessiz ve maskeli hayaletler olarak dolaşırlar. Soldaki resim Kubrick filminden (URL: https://www.jotdown.es/2013/09/vulgus-veritatis-pessimus-interpres/), sağdaki ise tiyatro oyunundandır.

,

Brown, S., April 15, 2011, Theater Review: The Freakily Immersive Experience of Sleep No Morehttps://www.vulture.com/

URL: https://www.vulture.com/2011/04/theater_review_the_freakily_im.html

[4] Williams, L., R., “Mr. Strangelove”, Sight and Sound, March 2009; pp.18-22.

[5] Hakiki kelimesini bilerek kullandım. Real (ing.) reel (Fr.) kelimelerinin ölçülebilir ve deneyimlenebilir gerçekliğe referans veren niteliklerine karşı hakikat kelimesinin truth (İng.) verité (Fr.), ya da deneyimlemenin ötesinde öznelliğe yakın bir gerçekçiliği işaret etmesi söz konusudur burada.

[6] Aryan Belgeleri kişinin görece sınırötesi özgürlüğe sahip olmasına yarayan ve Yahudi olmadığını ispatlayan resmi belgelerdir.

[7] Johanna der Steege ile 1999 yılında yapılan bir röportaj için…URL:  https://www.youtube.com/watch?v=NfKw1Q_k5fc

[8] Buradaki kelime Unfolding katlanmış bir nesneyi yeniden açmak anlamına gelmektedir. Gelgelelim aslında bu terim bile sorunludur; zira Deleuze’ün Kıvrım olarak Türkçe’ye çevrilen yapıtında, Leibniz okumalarına ilişkin olarak ürettiği bir kavramdır bu (Le Pli). Aslında bu terim Kat/Katlama olarak da çevrilebilirdi. Velhasıl Wilson’ların yapıtı özgün İngilizce adıyla anılmıştır; ve olasılıkla bu yazı dizisinin bir veya birden çok bölümü Deleuze’ün yapıtının yorumlanmasına ayrılacaktır.

[9] Öyleyse açılmış-kıvrım, kıvrımın karşıtı değildir, kıvrımı bir başka kıvrıma dek izler. “Karşıt bir çabanın tekrar tekrar değiştirdiği”, “kıvrımlara dönüşmüş parçacıklar”. Rüzgarların, suların, ateşin ve toprağın kıvrımları ve maden yatağındaki damarların yeraltı kıvrımları. “Doğal coğrafya’nın katı kıvrılmaları, karmaşık bir etkileşimler sistemi içinde, önce ateşin, ardından suların ve rüzgarların toprak üzerindeki etkilerine dayanır; maden damarları ise, bazen çemberler ya da elipsler oluşturarak sonlanan, bazen de hiperbol ya da parabol olarak uzayıp giden koniklerin eğrilerine benzer. Japon bir filozof, maddenin bilimi “origami”yi model alıyor, derdi, yani kağıt katlama sanatını (Deleuze, G., 2006: Liebniz ve Barok, Bağlam Yay.; çev: Hakan Yücefer; s.11) Kıvırmak- kıvrım açmak, artık yalnızca kasmak-gevşetmek, daraltmak-genleştirmek değil, katlamak-katını açmak, içe evrilmek-dışa evrilmek anlamına da gelir. Organizma kendi parçalarını sonsuzca kıvırma ve sonsuzca değil ama kendi türüne tayin edilmiş gelişim derecesine dek bu parçaların kıvrımını açma yeteneğiyle tanımlanır (…)tırtılın içinde kıvrılmışken kıvrımını açan kelebek gibi (Deleuze a.g.e.; s.15-16). Öyleyse, bir organizma kendi parçalarının kıvrımını açmaya başladığında, bu organizmanın hayvansal ya da duyusal ruhu da tam bir tiyatroya açar kendini; ruh bu tiyatroda kendi birliğine göre, organizmasından bağımsız olarak, yine de ondan ayrılamaz biçimde algılar ve hisseder (Deleuze, a.g.e.; s.20).

Wilson kardeşlerin enstalasyonundan alıntılanmış birkaç imge ve Kubrick arşivinden olası çekim alanlarına ilişkin imgeleri görmek için, herkese açık olan, aşağıdaki Instagram hesabını ziyaret ediniz:

Aydın Hasan Polatkan

URL: https://www.instagram.com/aydinpolatkan/?hl=tr

İlgili imgeler aşağıdaki başlığın altındadır :

başlık

Yayınlayan

Aydın Hasan Polatkan

Retired architect; dismissed academician; reader and writer on the concept of "Baroque in 21st century"....

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s