Cesur Yeni Barok Dünya üzerine notlar#2: Giriş

Giriş

İlginç bir zamanda yaşıyoruz. Hayatı yeni baştan şekillendirme, gündelik yaşamın ritlerini yeni baştan kurgulama sürecinde bilim ve teknoloji 60 yıl, bırakalım 30 yıl öncesi kadar bile cüretli görünmüyor sanki değil mi? Elbette ki her sürecin temelinde etkin olsalar bile, hayatımızı baştan aşağı yeniden biçimlendirecek bir olay ufku görünmüyor sanki. Daha iyi bir dünya için bu olgulara duyulan inancın eski iyimserlikle hala var olduğunu söyleyebilir miyiz?…

İnsanlık her zamankinden daha fazla Dünya üzerindeki yaşamı kendi eliyle yok ettiğini düşünüyor; ve bir anlamda başta çevresel felaketler olmak üzere, fiziksel, toplumsal, ekonomik yıkımlardan insan soyu yok olmadan çıkışın ancak bir çeşit küresel soykırım, insan ırkının büyük kısmının kırıma uğraması sayesinde mümkün olacağını düşünüyor[1]. Hemen her gün, gündelik gazetelerin web sitelerinden görsel sanatlara ve medyanın her alanına kadar hemen her mecrada bu umutsuzluk sözde tersine bir farkındalık yaratma amacıyla beslenmiyor mu? Dünya üzerinde modern insanı dehşete düşürebilecek en küçük bir olay, sanal alemde medyatik bir hal alıyor; ve korku toplumu artık psikotik bir sapkınlık noktasına doğru sürüklenmiyor mu? Hiç kuşkusuz bu durum hem Olguculuğa (Pozitivizm), hem de akla duyulan güveni sarsıyor; kamusal denetimin hem gücünü, hem de güvenilirliğini zedeliyor. Hakikatın her zaman gerçeklerin toplamından fazlası olduğu, insanbilimlerinin, insanın gerçeklerle ilişki kurarken sahip olduğu arayüzlerin farkındalığı sayesinde bilicinde olduğu bir durumdu…Bugün hakikat-ötesi (post-truth, poste-verité) denen bir kavram daha en baştan siyasi alanda meşrulaşmaya başlıyor; Modernizm’in, Modernliğin doğduğu Batı coğrafyasında, Batı’lılığa büyük tehdit olarak algılanıyor…

Hiç kuşkusuz yerinde bir endişe ile [2]

Oysa sanki herşey büyülü bir tarihçenin sayfalarından farksız gibiydi: İnsan’ın kendi ayrıcalıklılığını fark etmesi, düşünen özne olarak kendi kendinin farkına varması, düşünsel alemle fiziksel alemi ayırması; eleştirel düşüncenin sınırlarını ve yeterliliğini kurgulaması, Olguculuğu Ampirizm’le harmanlayıp Kapitalizm’in potasında eriterek Akılcılığın egemen olduğu bir liberal dünya kurması; ya da Descartes, Hegel, Kant, Hume, Lock, vs, vs…Marx’ın tasarladığı merdiven sahanlığı dinlenmek için iyiydi; lakin bir toplum mühendisliğinin nesnesi olarak ideolojik açıdan sahanlık istismar edilerek çabuk paslandı; analitik ve kurucu bir bilgikuramı olarak sürekli yeniden açılan bir kitaba dönüşse bile..

Post terimi ile başlayan düşünsel teşhisler bizleri çok ama çok heyecanlandırdı. Post-endüstriyel bir Dünya’dan bahsedildi; fordist üretimin artık bittiğini, küresel bir taşeronluğun doğuşuna tanıklık ettiğimiz ilan edildi; ama bilişim teknolojisi ile bu küresel taşeronluğun sınırları şeffaf ve belirsiz başka tür bir Fordizm yaratıp yaratmadığı henüz sorgulanmıyor (lakin buna Endüstri 4.0 gibi havalı bir isim verildi). Modernizm’in (Batı’da, merkezinde ve geri kalan Dünya’nın Batı’lılaşmış azınlıklarının bünyesinde) en sarsıcı şekilde yaşandığı devirlerin hikayesini anlata anlata, bu hikayenin estetik ve fiziksel ürünlerinin Périphérie dediğimiz, gelişmekte olan veya modernleşme sürecindeki Dünya’nın kalanında bir duvar kağıdı gibi kullanıldığı fark edilmedi sanırım; nitekim Peripherie insanları, içinde yaşadıkları mekanların duvarlarının bu duvar kağıdı için yeterince pürüzsüz olmadığını gördükten sonra bu duruma uyum sağlayacak farkındalıklar geliştirdiklerinde ortaya çıkan eleştiriye de Post-kolonyalizm denildi, geçildi gibi. Daha merkezi Modern Dünya, kendi içinde bir uyum çabasının alternatifi olarak ürettiği düşünce, algı ve estetik biçimlerine 20.yy’ın akşamında Post-modernizm adını verivermemiş miydi?…Ahlak ve vicdan Sekülerizm ile serbest kaldığında, hayatta kalabilmeleri onları enjekte ettiğimiz kurumsal saksılara bir türlü sığmadılar sanki. Hem çürüdüler, hem de Post-modernizm‘in günbatımında kalitesiz bir filmin jeneriği gibi gündeme çıkan dinselliğin zehirli gazı ile birleşip gayrımeşru ürünler verdiler. Tam da bu çirkin organizmaların yayılmak için ihtiyaç duyduğu türden bir yaşantı ve teknolojik dönüşümün şafağında; yani Küresel Ağ, veya Internet çağında…

Küresel Ağ ve dijital teknolojinin avantaj ve dezavantajları üzerine çok yazıldı…Lakin yazılanların büyük çoğunluğu toplumsal anlamda analitik metinlerdi; veya çağdaş veya beklenen ürünlerin etkileri üzerine idi[3]. Bu teknolojinin, elimizdeki araçlar değişip, gelişse de hızlı değişmeyen bedenlerimizin her gün biraz daha arzuladığı arayüzlerde, daha en başta anılarımızı da manipüle edebileceğini fark etmedik sanırım (hala da fark ettiğimiz kanaatinde değilim). Aklıma gelen bir iki örnek…

Hepimizin geçmişe yönelik empatisi aslında görsel imgelerden veya genel anlamda görsellikten oluşmaz mı? Örneğin 1910’lu yılların neye benzediği ile ilgili olarak o dönemde artık bir belgeleme aracına dönüşmüş olan filmler ve fotoğraflar çok önemlidir. Teknolojik düzeyin izin verdiği ölçüde bu dönemin fotoğrafları siyah-beyaz, titrek ve hızlı çekim gibi görünen belgesel filmleri tipik özellikler taşır. Günümüzde Mockumentary denen bir film veya televizyon yapımı türü, kurmaca olayları sıkça komedi unsurları katarak belgesel türünde kurgulanmasına verilen isimdir. Beni özellikle etkileyen iki örnekten bahsedeceğim. Bunlardan birincisi Woody Allen‘ın 1983 tarihli yapıtı Zelig’dir.

tumblr_inline_ncfg8i0YS81r5jgg0tumblr_inline_ncfghafi081r5jgg0tumblr_inline_ncfgsmlOkw1r5jgg0hqdefault

Henüz dijital teknolojinin sinema sektörüne sunduğu imkanların ortada görünmediği bir tarihte, büyük bir emekle güncel çekimlerin, 1920’li yıllardan kalan belgesel filmlerin tekniği ile gerçekleştirildiği, o yıllardan kalan belgesel çekimlerin de diğerleri ile harmanlandığı bir mockumentary örneğidir Zelig. Konusu, basitçene, toplum ve cemaat baskısı yüzünden benliği gelişmemiş, hangi ortamda ise o ortamdaki topluluğun fiziksel ve zihinsel özelliklerine bürünen bir insan bukalemununun komik hikayesidir Zelig. Zelig Afro-Amerikan cazcıların arasında kararır; kilo alır ve trompet çalar; hatta ortadan kaybolduğu aylarda Avrupa’da iktidara gelen Nazi’lerin arasında bir SS subayı olarak ortaya çıkar; ve bir psikiyatrist onu tedavi etmeye çalışır; Zelig 30’lu yıllarda uluslararası bir fenomendir; adına şarkılar bestelenir, danslar kurgulanır,vs…

Kişi filmin pek çok öğesinin tarihsel ve farklı sebeplere dayandığını bilmez elbette; kurgu öylesine başarılıdır ki, filmi seyreden gerçekten 60-70 yıl önce Dünya’da bir Zelig fenomeni yaşandığını zannedebilir.

İkinci örnek ise Steve Maher ve Christian Johnson’un History Channel için kurguladıkları Büyük Mars Savaşı:1913-1917 adlı belgeseldir [4]. Bu yapıtta 1. Dünya Savaşı’na ait belgesel filmlere dijital teknoloji ile H.G.Wells’in ünlü yapıtı ile ilgili çekilen filmlerden esinlenilen makineler eklenmiş, dünya savaşı bir çeşit dünyalar savaşı kurgusuna dönüştürülmüştür. Sonuç ve mockumentary’nin belgesel yetkinliği göz önüne alındığında çok başarılıdır. 1. Dünya Savaşı’nın küresel ekonomik ve siyasi dengelere etkisi üzerine çok da kafa yormak istemeyecek İnstagram gençliği için bu yapıt çok verimli bir çarpılma örneği olamaz mı?

christian-johnson-dead-soldiers-rostrum-02 (1)martian_war-bw__0005_sh0t_06maxresdefault (1)maxresdefault

Meğer ki, neyin ne olduğunu, tarihsel olanın, kültürel birikimin ne olduğunu bilen, öğreten ve denetleyen akademik bir intellegentsia yok olmuştur…

Bu metin dizisi ancak yazarın yeter dediği noktada sona erdiğinde okuyucuda bir bakış açısı oluşturabilecektir ne yazık ki…Ne yazık ki diyorum, zira hem betimleyici, hem de eleştirel anlamda Söz‘ün de, Yazı‘nın da artık tükendiğini, kitleler üzerinde artık eskisi kadar etkili olmadığı fikrine katılıyorum. Elbette ki, bu durum Dil‘in kurucu öğe olarak yeniden düşünülmesi gerekliliğini ortaya koyduğu gibi, postmodern denilen kültürün praxis tutkusundan da kaynaklanmaktadır[5]. Bununla beraber, belki de önümüzde apaçık duran bir hakikati göremiyor da olabilir miyiz? Belki de kuramla kopan ilişkimizi yeniden sağlamlaştıracak bir farkındalığı düşünmek, çok da olanaksız değildir. Bunu mümkün kılmak için gerçek olanın ötesine mi geçmemiz gerekmektedir?

Gerçeklerin, yalanlarla beraber kurgulanmasından rahatsızlık duyabiliriz elbette; ama ya hakikatlerin içselleştirilmesi için yalanlara da ihtiyaç duyuyorsak? Biliyorum, bu yazdığım aynı zamanda ahlaki ve etik bir soruna parmak basıyor; hatta yukarıda da bahsettiğim, 20.yy siyasasının da neredeyse tiksinti veren temelini oluşturuyor. Bir farkla ki, eğer yalan söyleyen, söylevini bitirdiğinde, söylediklerinin ne kadarının yalan olduğunu açıklarsa ne olur? Ya da yalan herkesin malumu olursa? Hani, tıpkı bir tiyatro sahnesi gibi…Bir tiyatro sahnesinde, gerçeklerden ibaret bir kurgu sahnelediğinde, sahnelenenin gerçek olduğunu, ama sahnelemenin doğası gereği yalan olduğunu bilen alımlayıcı, ancak böylesi bir duygusal aktarımdan sonra mimetik bir deneyim yaşayabilir; ve gerçekleri, hatta tüm Dünya’yı bir sahne olarak içselleştirir, ve böylece ancak salt kendinden başka bir şeyi imlemeyeni gerçek kabul eden Kartezyen düşüncenin çaresiz kaldığı Arzu’nun hakikatini, ve kendi kendisinin farkındalığını kavrar diyemez miyiz? İçinde yaşadığımız dönemin hastalıklarından kurtulmanın başlangıcı kilitli trafikte sürekli akan imgelere bakan kitleye ulaşmak veya herkesin direksiyon başında beklerken dinlediği podcast’ler tasarlamak değildir belki; aksine arabasını otoyolda, ortaya bırakıp yürümeye başlayan birkaç kişiye yeterli motivasyon yaratmak olabilir…Kanımca tabii…

Okur, bu yazı dizisinde derli toplu, determinist bir bütünlük göremeyecektir. Bu dizi, benim Barok olanın bugün bizler için ne anlama geldiğine ilişkin düşünme sürecime ilişkin notlardan ibarettir. Başka bir deyişle okur aslında benim öğrenme sürecime eşlik etmektedir. Tabii ki, zaman zaman hem başlıklar, hem de numaralar içeren bölümler arasında ilişkiler kurulacak, refeanslar verilecektir.

[1] Peter Frase, 2017 (2016, Verso), Dört Gelecek:Kapitalizmden Sonra Hayat, Küy Yay.

[2] Le Monde, 02-01-2017, Editorial, Les risques de a société “post-verité”; URL:https://www.lemonde.fr/idees/article/2017/01/02/les-risques-de-la-societe-post-verite_5056533_3232.html

[3] Sanal Gerçeklik algısı ve postmodern kültürün çakıştırılması, bugün için artık nöropsikiyatrinin konu alanına giren sağlık sorunlarının toplumsal, hukuki, siyasi geri planları, vs…

[4] Zelig hakkında genel bilgi ve imgeler için: The Revisit: Zelig, Constant Reader; URL:https://bit.ly/2PNV7Jw; Maher ve Johnson’ın yapıtının imgeleri için; URL:https://bit.ly/2onATd2

[5] Bu tükenişin küresel kültüre atfedilmesi bir yönden olanaksızdır; olanaksızdır, zira Batı’nın liberal demokrasilerinde yaşayan kitlelerle, Dünya’nın baskıcı rejimlerinde yaşayan kitlelerin durumu hiç bir şekilde aynı değildir (bu konuda güncellenmesi gereken eski bir saptama yazısı için bkz: Şükrü Argın, 1999, Moden Zamanlarda Sözün Statüsü, Birikim, Sayı 124, Ağustos 1999; Salt söze dayalı, entellektüel bir muhalif konum, ancak bir zamanların reel sosyalist ülkelerindeki gibi totaliter rejimlerde ve(…)az gelişmiş ülkelerin baskıcı ya da yarı demokratik rejimlerde ciddiye alınır. Batı’nın liberal demokratik rejimlerinin çatısı altında yaşayan muhalif aydınların, kolay kolay anlayamayacağı; anlasa da, büyük bir olasılıkla yanlış anlayacağı, oldukça özgül bir durumdur bu. Böyledir; çünkü, bu tür liberal demokratik rejimlerin egemen olduğu toplumlarda, söz çoktan gücünü yitirmiştir artık. Gelgelelim bir yönden de böyle bir atıf makul görünebilmektedir; zira en baskıcı rejimin bile  sanal Küresel Ağ’ın her yanına katı engel koyabilme gücü yoktur.

Yayınlayan

Aydın Hasan Polatkan

Retired architect; dismissed academician; reader and writer on the concept of "Baroque in 21st century"....

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s