Giorno and others for Brutalism

BRUTALİST KIT KK deneme

May be we have to talk about Brutalism, beyond the academic limits which are delicately boring and not sufficient for an honest epistemology of contemporary esthetics and global urban scene…Don’t we live in a kind of neo-post-traumatic decade in which all the past historical-esthetical contexts of Modern Age have been re-loaded again and again, just like Baroque Wells, in Liebnizian sense… In fact, that is very exciting and culturally fertile experience, but also symptomatic in terms of failure of all modernist reductionist attempts. Through all this blur frame, Brutalism in art and architecture and its allied creations (not only synchronic, but also symptomatic, i.e. Pop-Art, Beat in literature, cinema) in different fields are always fresh, healing, expressionistic and inspiring. Why?

Here I collected some images of mine…”John Giornio”, the poet, performing his “Thanx 4 Nothing”, filmed and installed by “Udo Rondinone” at the 2016 exhibition in Tokyo Palace, Paris; a Jean Dubuffet installation, “Winter Garden”, at the Centre Georges Pompidou, Paris, from a show in 2009; the corner of the housing settlement “Le Grand Parois” by the architect Jean Fayeton (1969-1971), that I took in 2011 and some excerpts from Chris Marker’s documentary “Grin without a cat (1977)”, in which he  exposed by a wonderful and inspiring montage,  recent history of the global rise and fall of the Left in post-war 20th century…

May be it’s time for us, to think again, why Angry Young Men of the late 50’s and 60’s rejected not only pseudo-regionalism of their time, but also bright, shiny, perfect minimalist –romantism of the bourgeois in favor of fetishistic realism…

Zaman-the Time-Le temps-El tiempo

Zamanın geçişi yanılsamadır. Yeryüzünde hiçbir alan, mahal, hiç kimse tarafından sahiplenilmez; sahiplenilemez. Ölüm değildir buna sebep. O alan, o mahal, Tarih’in bittiğini anladığımız bir dönemde fark ettiğimiz üzere, kendi kendinin sahibidir; Zaman’ın tüm sözde süreci boyunca. O alanın, o mahalin üç boyutlu içerikleri, zamana göre değiştiği zannedilen tüm boyutları ile, yaşananın, alımlananın, belleğin, bilginin ve aşkınlığın kesişiminde Barok dünyalardır. Barok dünyalar, zamanın içinde bir yerlerde kalan Özne’nin yaşadığına ve yaşanmış olduğuna inandığına, yaşayacağını zannettiğine, ya da halen yaşadığı veya yaşadığını zannettiğine karşı  duyduğu Arzu ile oluşur. Bu dünyalar bizlere verilmiştir. Bizim bu dünyalara katkımız yoktur. Bir akıntıda sürüklenirken içine çekiliverdiğimiz deniz dibi kuyularıdır Barok dünyalar; ya da Barok Kuyu’lar.Zaman içinde yaşayan, yaşadığını düşünen her varlık zaten hayatını yaşamıştır; aslında çoktan bitmiştir her şey. Bir yerlerde, bir zamanda doğmuş ve ölmüştür. O sadece başı sonu belli bir oluşun içinden geçmektedir. Hissetm ektedir. Acı duyar, neşe duyar; sevinir; üzülür; çıkamaz kalbinin karanlığından, ya da içindeki sevinç coşkuya dönüşür; sanki Dünya bir daha yaratılmış, bir daha “başlamış” gibidir. Hatta Dünya henüz başlamıştır…Çünkü…

Çünkü kendi bedeni de, ruhu da ona ait değildir. Tarih ve Zaman durağan dilimlerdir. Sonsuz dilimler. Öylesine basit bir kavramdan bahsetmiyorum, içi kolay doldurulabilen popüler bir olgudan bahsetmiyorum. Olası geçmişler, olası gelecekler; ve bazen, tam burada, şu anda…Olası An’lar. Başka, başka…Varlık o dilimlerin içinden geçer; ve anlar…Anladığında hayal etmeğe başlar; olmayanı değil, gerçeklerin hamurundan yapılmış ve arzunun fırınında pişmiş hayaller…O hayallerle açar Barok alemlerin kapılarını… Bulduğu haz, varoluşun katma değeridir.

Buralarda bir yerlerdesin; sessiz bir sokakta yürüyorsun.

Belki evindesin…

Belki yalnızsın…

Belki başkaları ile berabersin…

Ama belki, hani şu duvardaki ilanda gördüğün acı dolu yüzü kurtarmak için çaba gösterdiğin bir savaş meydanındasın. Belki aslında bu mahalle çoktan ortadan kalkmıştır; ve belki de sen çoktan geçen yılların ikiye büktüğü bir insansın; dünkü çocuklara bakıyor ve yavaşlayan fikrinin, dimağının keyfini çıkartırcasına uyukluyorsun bir köşede…

Belki de aslında Karanlık nedir biliyorsun; ve yeniden akan Işık çoktan beridir yakın dostun…

Çok yüz var her yerde; her yerde suretler akıyor…

Belki de biz buyuz Maximilian; mezarını arıyan ruhlarız…

Özür dilerim; bu başka bir mektubun konusuydu…